|
Board Hastası
Üyelik tarihi: 13.09.2004 |
Üye No: 11493
|
Mesajlar: 1.751
Seviye: 35 [  ] Aktiflik: 85 / 852 Güç: 583 / 10772 Deneyim: 11%
|
Tecrübe Puanı: 6
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi : 
|
|
Irak Türkmenleri
Nüfus : 2.500.000
Bulunduklatı başlıca şehirler : Musul, Kerkük, Erbil, Süleymaniye
İlk göç : 11. -12.yüzyıllar
Bölgedeki Türk toplulukları : Irak Türkmenleri
Siyasi ve idari konumları : Irak Türkmenleri genellikle Kuzey Irak bölgesinde yaşamaktadırlar .Bölge şu anda siyasi açıdan çok başlılık gösterdiğinden, Türkmenler bu duruma göre önlemlerini almışlar ve bir çok siyasi teşekkül oluşturarak milli varlıklarını güvence altına almaya çalışmışlardır .Ancak bütün bunlara rağmen Türkiye'nin her açıdan desteğine ihtiyaçları bulunmaktadır .
TARİHÇE
Irak Osmanlı idaresinde iken üç vilayetten oluşmaktaydı. Basra ve Bağdat vilayetlerinin yanı sıra günümüze kadar sorunlarla dolu olan ve bugün Kuzey ırak olarak bilinen Musul vilayetinden meydana gelmekte idi. Başta petrol olmak üzere bir çok zenginliklere ve çok önemli bir jeostratejik konuma sahip olan Musul vilayeti , merkezi Musul olmak olmak üzere Kerkük ve Süleymaniye sancaklarından oluşmaktaydı. Lozan Anlaşmasında Musul vilayetinin lrak veya Türkiye içinde kalması mese- Iesi çözüme bağlanmadığı için Cemiyet-i Akvam yoluyla halledilmesine gidilmiş ve Musul vilayetinin tamamı Irak’a bağlanmıştır. Türkiye hükümeti bu olayı J 5 Haziran 1926 tarihinde Irak hükümeti ile yapmış olduğu Ankara anlaşmasıyla kabul etmiştir.
Bu gün kanayan bir yara şeklinde yanı başımızda duran Irak, her gün değişen iç dinamiği ile yüzyılımızda yeniden şekillenen bir coğrafya parçasıdır. Burada yer alan etnik ve dini unsurların çeşitliliği problemlerin çözümünü zora sokmaktadır. Duyarsız kalmamızın pek çok nedenle imkansız olduğu bu coğrafyada yaşayan soydaşlarımıza “Türkmen” denmektedir. Biz bu incelememizde Irak Türkmen Türklerinin tarihinden yola çıkarak kaderleri ve bu açıdan bakıldığında kimlikleri hakkında görüşlerimizi sunmaya çalışacağız. Türklerin Irak’a Girişleri: “Gruplar hâlinde değişik zamanlarda Irak’a gelen Türklerin bu bölgeye yerleşmeleri uzun vâdeli olmuştur”(Mustafa Cevad, 1946: 69) İlk Türk grubun Irak’a giriş tarihleri, milattan sonra 647 yılına kadar uzanmaktadır. Önceleri bölgede askeri koloni olarak varlık gösteren Türkler, daha sonra hilafet merkezini ve halifeyi korumakla görevlendirilmişlerdir. Bu arada harici tesirlere karşı kültürlerini muhafazada büyük gayret sarf etmişler, hattâ yeni kurdukları köy ve mahallelere kendi adlarını vermişlerdir. Meselâ İtahiyye Türk kumandanı İtah’ın adını taşımaktadır (Mustafa Cevad,1946: 63-64) Ayrıca Samarra şehri de aynı nedenle inşa edilerek Türk kolonisinin Araplarla karışmadan çoğalmalarını sağlamak amaçlanmıştır. M.945 yılında Bağdat’ın Büveyhiler tarafından işgalli Türklerin kuvvet ve kudretini bir dereceye kadar zayıflattı ise de Irak’taki sayıları belli bir yekuna vardığı için yinede siyasi tesirleri bulunmakta idi. Mu’izzu’d-Devle’nin ordusunun çoğunluğu Türk idi(Mustafa Cevad,1947:s.279) Halifelerin Türk Hassa ordusunda genellikle babaların yerine oğulları değil, Türk ilinden yeni gelenlerin olduğunu görmekteyiz. Bundan dolayı Türk Hassa ordusu daima kuvvet ve kudretini muhafaza etmiştir.(Faruk Sümer, 1959: s.9) Bağdat’ın Selçukluların hakimiyetine girmesinden sonra yoğun biçimde yeni Türk dalgaları Irak’a gelerek yerleşmiş ve bir çok Türk emirliği kurulmuştur Meselâ Atabeyler Musul’da, Zeyneddin Küçük Erbil’de, Kıpçak (Kıfcaklar) ise Kerkük’te teessüs etmiştir. (Mustafa Cevad,1947: 280-281) Bu devirde Türkmen grupları büyük illerden başka yine ona dahil bazı Türk topluluklardan ibaretti. Bu küçük topluluklar Trablusşam, Şam, Musul ve Kerkük bölgesinde sakin idiler (Faruk Sümer, 1952: 514-515) Cengiz Han’ın önünden kaçan Harzem Şah’ın ordusundan kalanlar dağılmış ve bozulmuş bir halde bu topraklara geldiler. Bunların arasında Alaaddin’in annesi Türkân Hatun’un aşireti olan Oymak aşireti de bulunmaktaydı. Bayat (Beyavut) ise bu aşiretin bir şubesidir. Bu gün Dakuk, Karatepe ve civarındaki bölgelerde bulunan ve bütün adlarını Harzemşahlardan alan Bayat aşiretinin Türkan Hatun’un aşiretinin bir devamı olduğu zannedilmektedir (Faruk Sümer,1959:11) Moğolların (M.1258 ) Irak’a girmesinin ardından Türk nüfusu daha da güçlenmiştir. 14’üncü yüzyılda Irak’taki etnik dokunun Türklerden yana bir görünüş kazandığı ve egemen topluluğun Türkler olduğu bilinmektedir. Celayirliler zamanında Bağdat, Türk kültürünün önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Irak, 1534'te Kanuni Sultan Süleyman tarafından Osmanlı topraklarına katılır. Bir süre yeniden Safeviler'in eline geçen bölge, 1638 yılında Sultan Dördüncü Murad tarafından geri alınır. Bu dönemde bölgeye Anadolu'dan yeni Türk boyları getirilir. Aslen Merağa Azerbaycan Türklerinden olan Irak Türklerinin bir kısmı da (1524-1575) tarihlerinde Şah İsmail tarafından Irak’a yerleştirilmiş, bu arada Nadir Şah’ın (1447-1730) tarihlerinde Azerbaycan Türklerinden bazılarının Irak’a geçmelerinde büyük rolü olduğu görülmüştür.(Mustafa Cevad,1947: 284) Irak Türkleri, Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna değin Osmanlı çatısı altında yaşarlar. Irak Krallığı'nın kuruluşuna kadar bölge kesintisiz olarak Türk kültür sahası içinde yer alır. Osmanlı İmparatorluğundan Sonra Irakta Türkmenler Misak-ı Milli sınırlarımıza dahil olduğu halde Türkiye Cumhuriyeti sınırlarımıza alamadığımız bölgelerin başında Musul gelmektedir. Misak-ı Milli’nin 1. maddesinde “30 Ekim Mütarekesine göre düşman işgali altında kalan Arapça konuşulan yerler halkının kaderi, bunların hür olarak verecekleri reylere göre belirlenmesi gerekir. Mütareke çizgisinin içinde ve dışında kalan bu yerlerin İslam ve sayıca bir olan Osmanlı çokluğunun oturduğu bölgelerin hepsi, hüküm ve fiil bakımından Anayurttan hiçbir sebeple ayrılamaz”(Atatürk’ün Milli Dış Politikası,1992:132-133) denmekteydi. Nitekim Atatürk 1 Mayıs 1920’de yaptığı Meclis konuşmasında: “Hep kabul ettiğimiz gibi esaslardan birisi ve belki birincisi olan hudut meselesi tayin ve tespit edilirken Hudud-u Milliyemiz İskenderun cenubundan geçer, şarka doğru uzanarak Musul’u Süleymaniye’yi Kerkük’ü ihtiva eder” demekteydi. Ankara Milli Mücadele döneminde bütün kuvvetlerini Anadolu’daki isyanları bastırma ve Yunan kuvvetini atma hareketine sevk ettiğinden, Musul’a gereken ilgi gösterilmeyip yardım edilememiştir. Türkiye Musul ve Kerkük meselesini bir hukuk savaşı ile çözümlemek istemiştir. 1.Lozan konferansında en çetin tartışmalar 23 Ocak 1923 tarihinde Musul üzerindeki görüşmelerde yapılmıştır. İsmet Paşa bu görüşmelerde Musul’un haksız yere işgal edildiğini, Musul-Kerkük’ün ırki siyasi, iktisadi, coğrafi açıdan Türkiye’nin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve gerekirse bölgede plebisit yapılabileceğini savunmuştur. Bu tartışmaların sonucunda mesele 1.Lozan konferansında halledilememiş, 2.Lozan görüşmeleri sırasında takip edilecek strateji hakkında Mustafa Kemal şunları söylemiştir: “Musul meselesinin hallini muharebeye girmemek için bir sene sonraya talik etmek demek, ondan sarf-ı nazar etmek değildir. Belki bunun istihsali için daha kuvvetli olabileceğimiz bir zamana intizardır. Bu gün sulh yaparız bir ay sonra iki ay sonra Musul meselesini halletmeye kıyam ederiz. Fakat bu gün Musul meselesini halletmek istediğimiz vakit yalnız İngiliz değil, Fransız, İtalyan, Japon ve bütün dünyanın düşmanları vardır. Yalnız karşı karşıya kaldığımız zaman İngilizlerle karşı karşıya kalacağız ve yalnız olarak İngilizlerle karşılaşacağız”(Kazım Öztürk,1986:725) Atatürk’ün sözleri gayet açıktır. Konuyu diplomatik yollarla halletmek gerekliydi! Yine 23 Nisan 1923’te başlayan 2.Lozan görüşmelerinde de sonuç alınamamış, meselenin Cemiyet-i Akvam’a götürülmesi kararlaştırılmıştır. Mesele 19 Mayıs-5Haziran 1924 tarihleri arasında toplanan Haliç Konferansında yeniden ele alınmıştır. İngilizler anlaşma taraftarı olmadıkları gibi Hakkari’yi de talep etmişlerdir. Hatta Mardin dağlarındaki Nasturileri silahlandırarak isyan ettirdiler. İngilizler Türkiye’yi bu olayla meşgul etmek ve Musul meselesinden alıkoymak maksadını takip ediyordu (Kazım Mısıroğlu,1985:119) Cemiyet-i Akvam statükonun bozulmamasını ve Musul halkının isteklerini tespit için 30 Eylül 1924’de bir komisyon kurulmasını kararlaştırdı. Konsey kararını Türkiye aleyhine verdi. Türkmenler olan bitenlerin farkında olarak şu atasözünü söylerler: “Deryada büyük balık küçük balığı yese, İngilizin parmağı vardır!” Kerkük’ün Arap yönetimi altına girmesi üzerine Irak’ın değişik yönetimleri diğer Türkmen bölgelerinde olduğu gibi Kerkük’ün de demografik yapısını değiştirmeye çalışmışlardır. Böylece Türkmenler Irak’taki konumlarını ve demografik ağırlıklarını aşama aşama kaybetmeye başladılar. Irak’ta kurulan değişik iktidarlar boyunca sürekli asli unsur sayılma mücadelesi vermek zorunda kalan Türkmenler bu gün de aynı mücadeleyi verme çabası içindedirler. Türkmenlerin Irak’ta gereken siyasi rollerini alamamalarının nedenlerinden biri de Türkmenlerin en önemli yerleşim birimlerinden olan Kerkük’te Türkmenlerin aleyhine gelişen olaylardır. Kerkük’teki Türkmenler, Irak Devletinin kurulmasıyla başlayan kraliyet döneminde 1924’te ve 1946’da “Gavur Bağı” olarak bilinen katliamlara uğramışlardır. “Bu olaylar Türkmen toplumunda olumsuz etkilere yol açarak Türkmenlerin siyasi yalnızlığa itilmelerine ve içe kapanmalarına neden olmuştur” (Mazin Hasan-Soran Şükür,2004:18 ) 1937 yılında Sâadâbâd Patkı vesilesiyle Kerkük’ü ziyaret eden Türk Hariciye Vekili Tevfik Rüştü başkanlığındaki Türk heyeti, halk tarafından coşkun bir tezahüratla karşılanmış, protokol allak bullak olmuş, heyetin bindiği arabalar omuzlarda taşınmış, ağlamalar, feryatlar Kerkük semalarını çınlatmıştı. Bu manzara Irak makamlarını ürkütmüş, bu tarihten sonra Türkiye’den gelen hiçbir heyeti Kerkük’e sokmamışlardı. Bu arada da yüzlerce Türk aydını Kerkük’ten Irak’ın güneyine sürülmüş, Türk gazetelerinin Irak’a sokulması yasaklanmıştı. Bu baskı ve sürgünler 1941 ve 1946 yıllarında tekrarlanmıştı.(Enver Yakuboğlu,19-20) Irak Kraliyet rejiminin 1958 yılında Albay Abdülkerim Kasım’ın gerçekleştirdiği darbeyle sona ermesinden sonra Türkmenler kaybettikleri siyasi rolü tekrar kazanmak konusunda bilinçlenmeye başlamışlardı ancak 1959’da Kerkük’te Türkmenlere karşı işlenen katliam, ağır bir darbe olmuş, bu olaylar Türkmenlerin şehirdeki rolünü kısıtlama ve ağırlıklarını zayıflatmayı hedeflemiştir. Dikkat çeken bir nokta ise Türkmenlerin siyasi rolünü etkileyen olayların genelde Kerkük’te cereyan etmesidir. 1963’ten 1968’e kadar devam eden Arif Kardeşler döneminde Türkmenlere kısmi olarak kültür ve sanat faaliyetlerinde bulunma izni verildiyse de pratikte fazla bir şey değişmemiştir. Aslında kimi zaman serbestlik tanınıyor gibi yapılarak Türkmenlerin en değerli ve lider rolü üstlenebilecek kabiliyetteki insanlarının ortaya çıkması sağlanmış daha sonra bu insanlar kolayca tutuklanmış ya da idam edilmiştir! Baas rejimiyle birlikte planlı olarak Türkmen yerleşim birimlerinin demografik yapısı değiştirilmeye başlanmıştır. Hatta Kerkük’ün adı değiştirilerek “El-Temim” yapılmıştır.
__________________
''Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak!'' Mustafa Kemal ATATÜRK
|