|
|||||||
| Turkcell Superlig-Tahmin Oyunu | Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Radio and TV | Forumları Okundu Kabul Et |
| Dünya Tarih Dünyadaki Tarih günleri burda Paylasalim |
Ücretsiz Üye olunuz !
|
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (Tam Ekran) | |||||||||||||
|
Board Hastası ![]()
|
Buranın kara parçalarını batıda Yunanistan, kuzeyde Makedonya ve Trakya, doğuda Batı Anadolu kıyılan meydana getirir. Güneyde Rodos ve Girit adaları bulunur. Ege denizindeki adalar kıyıya ve birbirine çok yakındır. Denizin hemen her yerinde kara görünür. Deniz burada gidip gelmeyi kolaylaştıran iyi bir yol olduğu gibi, Ege uygarlığının bir bütün olmasını da sağlamıştır.
Buranın Tarihöncesi, Yenitaş Çağı'na kadar çıkar. Henüz Eskitaş Çağı'na ait kalıntılara rastlanmamıştır. Yenitaş Çağı'nda ilk tarımcılar, Anadolu'dan Ege adalarına göç etmeye, toprağı işleme ve üretim yööntemleri Balkan yarımadasına geçmeye ve yayılmaya başlamıştır. Arkeologlar, Makedonya'da Yeni Nikomedya çevresinde yaptıkları kazılarla İ.Ö. 6000 yıllarında kurulmuş bir köyün kalıntılarını bulmuşlardır. Bu köyün ahalisi, tahıl ve baklagillerden bazı türleri üretmişlerdi. Evcil hayvanları vardı; sepet örmeyi, topraktan çeşitli kaplar yapmayı ve bunları pişirmeyi biliyorlardı. Tıpkı Anadolu'da olduğu gibi (Çatalhöyük) bir anatanrıçaya tapıyorlardı. Tarımsal yaşayışın başlangıcından Tunç Çağı'na kadar geçen yüzyıllır içinde, her alanda teknik ilerlemeler sağlamışlardı. Aynı gelişmeler Tesalya'daki höyüklerde de görülmektedir. Onlar, geniş karınlı, renkli, çoğu süslü toprak kaplar yapımında usta idiler. Anadolu'daki örneklere uygun olarak, dikdörtgen evler de (megaron) yapılıyordu. Bu evlerin bir ön boşluğu ile ocağı kapsayan bir ana bölümü (büyük oda) vardı. Batı Anadolu uygarlığını, Balkan yarımadasma, Ege adalarına ve bu yoldan Yunanistan'a götürenler, hep aynı bölgenin kavimleri idi. Onlar, Anadolu'nun batı bölümlerinden göç etmişlerdi. Bu yargı, her yerde ele geçen yapıtların ve süslerinin örnek ve teknik bakımından birbirine uygun olmasına dayanıyor. Trakya ve Makedonya'da, Mora yarımadasında ve Ege adalarında Tunç Çağı, oralarda yaşayanların kendi ilerleyişleriyle değil, Anadolu uygarlığının etkisiyle başlamıştır. Girit Uygarlığı: Anadolu, Mezopotamya ve Mısır uygarlıkları alanları arasında bulunan Girit adası, bu ülkelerin etkisiyle özel bir uygarlık merkezi olarak gelişti (Girit veya Minos uygarlığı). Giritliler, önce Mısır'dan esinlenerek, bir resim-yazıyı (hiyeroglif) kullandılar. Sonra hece yazısına geçtiler. Girit'in İ.Ö. III. ve II. binyıllar tarihi hakkında kazılardan çıkan veya ele geçen kalıntılardan yararlanılarak bilgi edinilmektedir. İ.Ö. III. binyıldan II. binyıla geçişte Knossos, Faistos ve Malliya sarayları yapılmıştır. Adada, yüzyıllar boyunca barış, güven, dirlik ve düzen sürdürülmüştür. Dışarıdan (denizden) gelecek saldırılara karşı güçlü bir donanma meydana getirilmiştir. Anadolu, Doğu Akdeniz kıyılan (Suriye, Filistin) ve Mısır ile ticaret ilişkileri geliştirilmiştir. Eski Knossos sarayının çevresinde kurulup gelişmiş olan şehrin nüfusunun 50 bin kadar olduğu anlaşılmaktadır. Burası, adanın en büyük şehri idi. Caddelerine dört tekerlekli arabalar gidip geliyordu. Temiz su getirme ve pis suları akıtma tesisleri, akarsular üzerinde köprüler vardı. Bütün bunlar, Girit halkının teknik yetenek ve becerilerinin tanıklarıdır. Gelişmiş olan el sanatlarının başında toprak kaplar yapımı gelir. Bu kaplar üzerinde geometri şekilleriyle ve çiçeklerle süslemecilik çok gelişmişti. En çok beyaz kırmızı, turuncu renklerle siyah taban üzerine süsleme yapılıyordu. Toprak kaplarda daha sonra yapılan süsler, deniz hayvanlarıyla su bitkilerinin resimleri idi. Girit'te tunçtan, gümüş ve altın gibi değerli madenlerden de çok güzel kaplar yapıldı. Fildişinden, tunçtan ve topraktan yapılmış heykelcikler arasında çok güzelleri vardır. Saraylar, aynı zamanda dinsel yapılardı. Krallar, başrahip görevini de yapıyorlardı. Bu nedenle siyasal ve ekonomik güçleri sınırsızdı. Halk spor yarışlarına, boğa güreşlerine, akrobatik hareketlere düşkündü. Tanrıça insanlara, yere, göğe ve hayvanlara egemendi. Ona karşı olan erkek tanrı boğa ile temsil ediliyordu. Girit'te tapınak yoktu. Dinsel törenlerin açık havada, dağlarda, mağaralarda veya sarayın bir bölümünde yapıldığı sanılmaktadır. Girit'te köyler, şehirler ve saraylar, birkaç kez yıkılıp yerle bir oldu. İ.Ö. 1900 yıllarına doğru, Knossos sarayında oturan kral, öteki şehirleri egemenliği altına aldı. Saraylarını yıkıp yakarak adada birleşik bir krallık kurdu. Yıkılan saraylar, bir süre sonra yeniden kuruldu. İ.Ö. 1600 yıllarına Girit, korkunç bir depremle baştan başa yıkıldı. Giritliler, bu olaydan kısa bir süre sonra saraylarını ve şehirlerini daha büyük ve daha güzel olarak yeniden kaptılar. İ.Ö. 1400 yıllarında Peloponnes Akaları Girit adasını ele geçirdiler. Saraylar bir kez daha yıkıldı. Yetmiş yıl kadar sonra, yeni bir doğa yıkımı oldu. Girit, yeniden yıkıntılarla doldu. Adanın 110 km. uzağında ve kuzeydeki Tera volkanı patladı. Volkan külleri çok uzaklara ve bu arada Girit adasına yayıldı. Adanın kuzey kenarındaki şehirler ve saraylar, karaya çarpan dalgalarla yıkıldı. İ.Ö. 1200 yıllarında Yunanistan'a giren Dorlar, buradan Girit adasına da geçerek her şeyi yıkıp yaktılar. Girit adası da artık önemli bir uygarlık merkezi olmaktan çıktı. Girit sanatının en önemli yapıtları saraylarıdır. Ortasında büyük bir avlu bulunan ve çok katlı olan bu saraylar, birçok daire, oda, salon, sofa, koridor, depo ve atelyelerden oluşuyordu. Katları, geniş ve yatık basamaklı merdivenler birbirine bağlıyordu. Üst katta geniş pencereler, teraslar, balkonlar vardı. Duvarlar, renk renk freskler, veya boyalı alçı kabartmalarla süslenmiştir. Bu resimlerde saray hayatı ile ilgili sahneler, dinsel törenler, çok canlı olarak gösterilmiştir. Miken Uygarlığı: İ.Ö. 2000 yıllarına doğru Yunanistan'a gelen Akalar, uzun çarpışmalardan sonra bu ülkede yerleştiler. Zamanla, Girit uygarlığının etkisi altında kalarak, her alanda önemli ilerlemeler gösterdiler. Büyük saraylar, sağlam şatolar ve anıtsal mezar yapıları meydana getirdiler. Peloponnes'in doğusunda, Argolis bölgesinde bulunan Miken (Mykenai) şehri, bu dönemin en önemli uygarlık merkezi oldu. Onun için Akaların Yunanistan'da yarattıkları uygarlığın adına Miken uygarlığı denilmektedir. Bu zamanda Yunanistan'da kralların vey beylerin yönetimi altında bulunan şehir devletleri vardı. Yüksek bir tepe üzerinde, surlarla çevrili şaatolarda (kale) oturan krallar, bazen birbirleriyle dost geçiniyorlar, bazen de savaşıyorlardı. Miken kralları, İ.Ö. 1400 yıllarına doğru, Peloponnes'teki öteki krallıkları egemenlikleri altına alarak güçlü bir devlet kurdular; komşu ülkelerle savaşlar yaptılar. Bu savaşlarla ilgili anılara Yunan destanlarında rastlanmaktadır. Homeros'un Ulaş (İlyada) destanında Peloponnes birliğinin başında bulunan Agamemnon'un, Truva'ya karşı savaş yaptığı ve bu şehri alarak yıkıp yaktığı anlatılmaktadır. Akalar, bundan sonra, Girit, Sisam, Rodos ve Kıbrıs adalarıyla Pamfilla'yı (Antalya yöresi) ele geçirdiler. Daha sonra Hitit devletinin yıkılmasından yararlanarak, Anadolu'nun batı kıyılarına da geçmeye başladılar. Fakat bu gelişme dönemi uzun sürmedi. İ.Ö. 1200 yılından sonra kuzeyden büyük dalgalar halinde gelen Dorlar, Aka krallıklarını ortadan kaldırdılar. Akaların yaşayışları, saray duvarlarına yapılmış olan boyalı resimlerden (fresk) öğrenilmektedir. Akalar, Giritlilerin aksine cenkçi insanlardı. Tepeler üzerinde kurulmuş şatolarda oturmakta, en çok savaştan ve avdan hoşlanmakta idiler. Saray duvarlarındaki resimlerde, Girit saraylarında görülmeyen av ve savaş sahneleri bulunmaktadır. Silah olarak iki tarafı keskin kılıçlar, hançerler, uzun mızraklar, ok ve yaylar kullandıktan, atların çektiği savaş arabaları olduğu anlaşılmaktadır. Giritlilerden almış oldukları yazılan henüz okunamamıştır. Dinleri de Giritlilerin dinine benzemektedir. Öldükten sonra insan ruhunun yaşayacağına inanırlardı. Miken şatosunda bulunan krallara ait altı "Kuyu mezarı" içinde çıkan kalıntılardan, XVI. yüzyıl Miken uygarlığı hakkında bilgi edinilmektedir. Derine doğru kazılmış, çevresi taş duvarlarla örülmüş bu mezarlarda, yüzleri altın maskelerle örtülü erkek cesetleri, kadın ve çocuk iskeletleri, çok sayıda süs gereçleri ve günlük işlerde kullanılan eşya ve araçlar bulunmuştur. Bunlann çoğu Girit eserleridir. Akaların, Girit'e yaptıklan akınlar sonucunda bunlan ele geçirdikleri sanılmaktadır. Miken şatosunda daha sonra yapılmış dokuz kubeli mezar vardır. Üzerleri, arı kovanına benzeyen taş kubbelerle örtülü olan bu mezarlar, Aka mimarlığının en dikkate değer yapıtlarıdır. Miken şatosu hakkında yeterli bir bilgi yoktur. Bu şatodan, harçsız olarak büyük taşların üst üste konulmasmdan oluşan bir sur, arslan kabartmalı bir kapı (Arslanlar kapısı) ve tepenin en üstünde megaronlardan meydana gelen bir saray kalmıştır. Daha iyi durumda bulunan Tirins şatosu, bu devrin klasik bir kale örneğidir. Alçak bir tepe üzerinde kuvvetli bir surla çevrili olan şato, kapı binalarından, direkli galerilerle çevrili avlulardan, büyük ve küçük megaronlardan, çeşitli daireler ve bunlar arasmda bulunan koridorlardan oluşmuştur. Bu binalann yapılışında ve süslerinde Girit etkisi görülmekle birlikte plan bakımından Girit saraylarından ayrılmaktadır. Batı Anadolu Uygarlığı: Bu uygarlığın önemli merkezi, Çanakkale yakınında Hisartepe höyüğünde yapılan kazılarla ortaya çıkanlan Truva'dır. Burada üst üste kurulmuş dokuz şehir kalıntısı bulunmuştur. Bunlardan birinci ve ikinci Truva, Ege uygarlığı ile ilgilidir. Birinci Truva İ.Ö. 3000'den İ.Ö. 2600'e kadar sürmüştür. Bu şehir, alçak bir tepe üzerinde kurulmuş ve surla çevrilmiştir. Evlerin arasında bulunan belgelerden, bu zamanda yaşayan insanların tarım işleriyle uğraştıkları, hayvan besledikleri ve avcılık yaptıkları anlaşılmaktadır. İkinci Truva, İ.Ö. 2500 yıllarında kurulmuştur. Bu şehir, kaim ve kuvvetli surla çevrilmiş bir kaledir. Kalenin ortasıda hükümdarın sarayı bulunmaktadır. Bu saray, megaronlardan meydana gelmiştir. Megaronlar, Ege bölgesinin en eski bir ev tipidir. Temelleri taştan, üst böölümleri kerpiç ve tahtadandır. İkinci Truva döneminde, maden araçlar kullanılmıştır. Bunlar arasında hançerler, baltalar, bıçaklar, testereler, törpüler, ok uçlan ve çiviler vardır. Bu araçların bir bölümü tunçtan yapılmıştır. Yine bu dönemde topraktan kap yapma sanatı ilerlemiş, pişirme yöntemi gelişmiş, siyah vazolar yanında kırmızı vazolar yapmak yolu bulunmuştur. Megatonlarda definelere de rastlanmıştır. Bu definelerden birinde 3 alınlık, 60 küpe, 6 bilezik, 15 altın ve gümüş vazo, çok sayıda boncuk çıkmıştır. İkinci Truva uygarlığı geniş bir alana yayılmıştır. Bu uygarlığın başlıca özelliği maden eşyanın çokluğudur. İkinci Truva şehri, İ.Ö. 2000 yıllarında bir yangın sonucunda bütünüyle harap olmuştur.
__________________
''Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak!'' Mustafa Kemal ATATÜRK |
|||||||||||||
|
|
|
![]() |
| Lesezeichen |
| Etiketler |
| anadolu, batı, girit, miken, uygarlıkları |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Girit usulü çullama | Alsancak | Dünya Mutfağından Yemek Tarifleri | 0 | 04.11.2007 00:01 |
| Batı hidrojende biz seyrediyoruz | Alsancak | GÜNCEL HABERLER | 0 | 14.07.2007 22:04 |
| Batı Hun Devleti | Noodls | Türk Tarih | 0 | 26.02.2007 23:36 |
| Anadolu | Abser© | ŞİİR BÖLÜMÜ | 2 | 23.07.2006 19:06 |
| 8° Batı Atlantic Bird adlı uydudaki Türk kanalları şifrelendi | Tan | Frekanslar | 0 | 25.02.2003 19:30 |